21 Haziran 2010 Pazartesi

Deniz Kum Güneş

Yaz geldi, tatile az kaldı. Cumartesi Tisan'a gidiyoruz. Bu yaz Bora ile çok eğlenmeyi hayal ediyorum.

Bora artık çooook büyüdü. Sanki 1-2 ayda çok hızlı büyümüş gibi geliyor. Birdenbire herşeyi anladığını ifade eden tepkiler verip beni şaşırtıyor. Herşeyi yeni yeni keşfediyor.

Mesela bugün evde yalınayak dolaşırken (içeri güneş vurmuş ve parkelerin bir kısmı ısınmış) birden parkenin güneş vuran yerine bastı, sonra 2 adım atıp gölgeye, sonra tekrar güneşe, tekrar gölgeye. Böyle sürdü gitti.

Sonra, ben koltukta otururken gelip zorla (elimi bi yerlere de gizlesem:)) elimi tutuyor, beni mutfağa götürüyor. Mutfak yeni favori mekanı. Bir sürü oyuncağı var. Onlarla oynayacağına gidiyor mutfağa. Dolapları aç kapa, çekmeceleri aç kapa. Çaaat çaaat çarp. Süzgeçleri, kapları yere indir, onları yuvarla. Çekmecedeki kaşıkları yere fırlat.Ocağın düğmelerini çevirmeye çalışıp hayırı duyunca ağla. Mikrodalgayı çalıştır kapat. Bulaşık makinesine bulaşmaya çalışıp başarama:) Daha neler neler.

Çok güzel saklambaç oynamaya başladık. Eskiden hep biz saklanırdık, artık o da saklanıyor. Ya da saklandığını sanıyor:) Perdenin arkasına saklanıp birden açıyor perdeyi. Mikrodalganın arkasına saklanıyor.

Bir de tek başına yürüme isteği doruklarda. İsteyip de cesaret edemediği bir yere gidiyorsa elimizden tutuyor. Yoksa hemen elini çekiyo tek başına yürüyor. Bazen düşer diye çaktırmadan ensesinden, tişörtünden tutmaya çalışıyoruz. Hemen farkedip yere çömeliyor.

Söylemiş miydim hatırlamıyorum. Bora artık akşam 9 buçukta yatıyo, söylemesi ayıptır sabaha kadar uyuyo. Çok fena alıştım, çoooook. Bu arada kuzucuk hasta oldu. Perşembe akşamüstü aniden ateşlendi. Gece, ara ara 39 oldu. Götürdük hastaneye. Hemen duşlara girdi. Çok ağladı. Fitil yapıldı. Ateşi 38 olunca döndük. Ertesi gün öğlen daha fena ateşlendi. 40'a dayandı ateşi. Bu sefer kan alındı, akciğer röntgeni çekildi, idrar tahlili yaptırıldı. Ya resmen 5 saat hastanede kaldık. Telef oldu çocuk. Sonuçta boğaz enfeksiyonu çıktı ve antibiyotiğe başladık. Bir boğaz enfeksiyonu nasıl 40 derece ateş yapıyor anlamıyorum.

Bora artık pipetle birşeyler içiyor. Şapır şupur karpuz kavun yiyor. Bardakla da su filan içirmeye başladım. Ama hala çok sert şeyler verme konusunda titizleniyoruz.

Boraya bir de çok tatlı sandaletler aldık. O parmaklar, o kokulu ayaklar öpülmez de ne yapılır. Gerçi bu ara maalesef ayakları kokmuyor pek:)

Bu araların Bora dışında en önemli olayları:

Selin'in dünyamıza gelişi: 11 Haziran'da doğdu Selin. Görmek için sabırsızlanıyorum. Tabi doğuma gittim. Ama doya doya mıncıramadım. Bu hafta uğriicam.

Hacer'in Ankara'ya gelişi: Defne'yle tanıştık ailecek. Hakan pek memnun olmasa da bu durumdan bişey yapamadı. Hacer'le de uzun uzun hasret giderdik. Dönmeden bir kere daha görmek istiyorum.

Annemin emekli olma kararı: Destekliyoruz:)

Can'ın araba alması: 2009 siyah Polo. Güzel.

Kayınvalidemin parkelerini yaptırtması: Biz gider gitmez ev ayağa kalkacakmış.

Balkonumuzu güvercinlere teslim etmemiz: Geldiler yumurtladılar. Yavruları büyüttüler. Uçurttular, 2 ay bir şey demedik. Ama yetti. Şimdi de öbür balkona dadandılar. Ya hevesle gittim petunyalar aldım, balkona masa sandalye aldık. Bi tadına varamıyoruz. O bişey diil, mikrop yuvası. Bu hafta sağolsun ev sahibimiz eve yatırım yapmayı düşünmediğinden ağ gericez. Neyse kurtulalım da şunlardan nasıl olursa olsun.

Başka önemli bi dolu olay oldu ama mutlu ve benzeri olayları yazmayı tercih ettim.

Tatil dönüşü daha taze resimlerle görüşmek üzere.

Artık eşekten korkmuyorum. Bi ara gelip gidip tokatlıyodum baktım bişi olmuyo. Şimdi oynatsın diye anneme veriyorum.


Bu bakışları her zaman atmam haaaaa.

Ananem resimlerimi çekti bolbol. Ben de şımardım, poz verdim.
Anneler gününde annemlerle bruncha gittik. Çok keyifli bir kahvaltı yaptık. Bora portakal suyunu götürdü.

Bu da yeni saç rengim. Ya bir insanoğlu kuaförde 7 buçuk saat geçirir mi? Geçirirmiş. Tatil dönüşü tekrar boyatmaya. Allahtan 2 saatte bitiyor artık.
Bu da Hacer'le Hakan'ın Defne'si. Yanlış görmediniz mavi gözlü:)

Şu karpuz ne güzel bi meyve sulu sulu. Dirseklerimden aşağı da akıyo ama olsun nasıl olsa temizleyen var.
Selin, Semin ve Ozo. Semin yaaa özlemişim.
Ve okul günlerini andık. Geçenlerde Onurlar ve Ozan'la mangala gittik. Harika bir yerdi. Ozanların sitesinin tesisiymiş. Neyse Haldun amca referansıyla takılırız artık.
P.S. Blogu o kadar erteledim ki kopuk kopuk şeyler yazmışım. Bi öyle cümleler, bi böyle. Bir de koskoca yazı ile Deniz Kum Güneş başlığı ne alaka. Naaapalım. Bir başlığa bu kadar şey sığmayacağından en son gündemimizi başlığa taşıdım. Byeeee.