16 Şubat 2010 Salı

Sallanan Salıncak:)

Bora'yı geçen hafta (uzun bir aradan sonra ve ilk defa arabasız) parka götürdük. İlk kez salıncağa bindi. Bayaa da hoşuna gitti. Bundan sonra da açık hava mevsimi geliyor, sonunda. Yeter eve kapandığımız.

Doktor kontrolünde de gayet iyi çıktı sonuçlar. Boyu 81,5 cm. kilosu 11,6 kilo olmuş. Ama geçen hafta 2 gün ateşlendi. Sanırım diş çıkartıyo. Bu arada biz durur muyuz, Yiğitle ben de hasta olduk. Ben faranjit oldum ve antibiyotikle atlattım bu haftayı. Yiğit 39 derece ateşli bi gün sonrasında, dinlenerek atlattı. Sonuçta hepimiz az hasarlı, hafif öksürüklü ama iyiyiz.

Bu aralar Bora inanılmaz yorucu oldu. 1 dakika durmuyor. Oturup şöyle 15 dakika oyun oynamıyor. Sürekli ayakta. Sürekli evin bi o odasına, bi bu odasına girip çıkıyor. Hatta geçen gün banyoda küvete girmeye çalıştı. Ben de yardım ettim, kollarından kaldırıp soktum içeri. Bu sefer hemen geri döndü, çıkmak istedi. Sonra tekrar girmek istedi. Tekrar çıkmak istedi. Belim ağrımaya başladı artık. Böyle birşey hoşuna gidince, tutturuyo. 20-30 kere hiç sıkılmadan aynı hareketi yapabiliyo.

Dün Toyota'nın sitesinden benim Yarisciğimin de çağırılanlar listesinde olduğunu öğrendim ve itiraf ediyorum biraz bozuldum. Bide Yiğit hafif alaylı "naber, nooldu hani Toyota süperdi" filan gibi yorumlar yapıyo:) Ama yine de seviyorum işte. Hem sadece Toyota'lar değil bi sürü markada geri çağırmalar var bana ne. (Neyse geyik işte)

Hafta sonu Nazo geldi. Ya, insan açık açık "Bora'yı özledim onu görmeye geliyorum" der mi?:)) Hehehehe. Der, tabi. Çok güzel bir parti vardı Ceylanlar'da, hep beraber oraya gittik.
Bu hafta da Can geliyo. Ne zamandır görmemiştim. Özledim kardeşimi. 4-5 gün izin almış.


Sallanan salıncakta çok eğlendim:)

3 Şubat 2010 Çarşamba

Kuzular çoğalıyor

30 Ocak'ta bir kuzu daha dünyaya geldi. Minik Defne (Hacer Burcu- Hakan Turan Çift) hoşgeldin dünyamızaaaaaa. Seni çooooook seviyorum. 2. ve 3. kuzular da sırada. Önce Didem-Murat Yakıcı'nın kuzusu (ismi belli değil) sonra da Semin-Süleyman Nurel'in kuzusu Selin'i dört gözle bekliyorum.

Defneciğim seninle tanışmak için sabırsızlanıyorum.

Bugün Bora, Ozan'ı görmeye gidecek. Deniz ve Alex gelmişler Amerika'dan. Akşam onları göreceğiz. Ozan'ı seveceğiz.

Benim kuzum da bu hafta doktor kontrolüne gidecek. Bir soru listesi hazırladım, kendim bile şaşırdım bu kadar sorum olduğuna.

1. Günde ne kadar süt içmeli? (Yarım litreden fazla içerse böbrek taşı yapar diyorlar doğru mu?)
2. Süt nasıl olmalı? Yarım yağlı, organik veya çocuk sütü?
3. Yumurtanın beyazına ne zaman başlanacak?
4. Hergün yumurta yemeye devam mı?
5. İlaçlarını (vitamin,demir vs.) kullanmaya devam mı?
6. Esmer ekmek çeşitleri yiyebilir mi?
7. Evde giymesi için ayakkabı alalım mı?
8. Konuşmaya ne zaman başlar?
9. Yoğurt ne kadar vermeliyim?
10. Bardak vs. tutmaya başlama zamanı nedir?...

Bi taraftan, "eskiden yarım yağlı süt mü vardı? esmer ekmek mi vardı? ne olacaksa sanki" diyorum içimden. Ama sormadan da yapamıyorum. Neyse doktorumuza soracağız bunları.

Bu hafta Bora'nın Nazlı Halası Ankara'daydı. Çok özlemiş Bora'yı. O harika fotoğraf makinesini de getirmiş. Bol bol resim çekti. Yiğit makineyi 200 liraya almak için çok diretti ama Nazo 2000'den aşağı inmedi:)


Maharet makinede mi ben de mi:P Hep gülecek değilim ya.




Bu iki koltuğun arasından geçmek yeni oyunum oldu. Diğer tarafta birisi nasılsa bekliyor.


Yürüyorum.

Resimlere fazla yoruma gerek yok. Şubat başı itibariyle Bora işte.
Bu ara neler yapıyor:
Bu ara, evdeki 2 topunu 2 eline alıyo, ayağa zorla da olsa kalkıyo, elinde toplarla yürüyüp, parkeye atıyo.
Ayağıyla top sürüyo.
Ba-ba-ba-ba diyordu. Şimdi ıııııııiiiiiiiiiiııııı gibi garip sesler çıkartıyo.
Çirkin oluyo.
Dikkatimizi çekmek için ona bakmadığımız zamanlar öksürür gibi bişeyler yapıyo, gülüyo.
Mamayı bıraktı, artık süt içiyo.
Koltuğun üstündeki yastıkları tek tek yere indiriyo ve sonra "Bora düştüüüü" diyince kendini sırt üstü yastıkların üstüne bırakıyo.
Arabasını kendi kendine sürüyo.
Mandal kutusundan mandalları çıkartıp tek tek çamaşır sepetine dolduruyo.
Evde sürekli bir o tarafa bir bu tarafa yürüyo.
Reklamlar başlayınca hiç birşeyi duymuyo, televizyona bakıyo.
Biraz ağlamayı öğrendi, istemediği bir şey olunca huysuzlanıyo.
Beni kapıda karşılıyo.