3 Aralık 2010 Cuma

Bebek, Çocuk, Düğün, Adana

Hadi bakim baştan başla yazmaya. Ne yazmıştım. Hah. Bloga yazmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki en son ne yazdığımı hatırlamıyorum diyordum.
Eveeeet Bayram geçti. Defne minnoşu geldi bize. Ay o ne tatlılık. Masmavi gözler, koca koca yanaklar. Bi de kılık kıyafet. Annesi tin tin tini mini hanım diyo. Başlıyo oynamaya.
Bayram sonrası da Selin minnoşu geldi. O da masmavi. Daha lacivert mavi. Daha oynama kıvamına gelmemiş ama mıncırmalık olmuş:) Yedim bi güzel.
Bizim oğlan da bir dillendi bir dillendi. Değişik değişik sesler çıkartıp duruyo bu aralar:) Şu iki yaş civarı zormuş hakkaten. Yani bebeklik hali uykusuzluk filan fasa fiso. 2 dakka yalnız bırakmaya gelmiyo. 2 gece önce bi baktım ağzında bişeyler geveliyo. Elimi bi attım, şu dolapların vidalarını gizlemek için yapıştırılan plastik kahverengi kapaklardan 2 tanesini atmış ağzına. Herhalde çikolata sandı sıpa.
Eve dolap yaptırdık da deterjanları kaldırdım dolaba. (yukarı duvara montelendi) İçim rahat etti çünkü Bora'nın günlük rutininiydi deterjanları karıştırmak. Boyu 95 cm'e yaklaştı. Artık herşeye de uzanıyo. Geçenlerde babannesinde, fırının düğmeleriyle oynamış. Elektrik gözünü açmış. Onun üstünde de plastik kapak varmış. Bir kokuyla mutfağa koşmuşlar ki kapak kaynıyo fokur fokur. Ciddi önlemler almak lazım fazla kısıtlamadan.
Haftasonu Bahar evlendi, biz de bu vesileyle Adana'ya gittik geldik. İyi ki Bora'yı götürmemişim. Çok zor olurdu. Ama hem arkadaşlarımı hem de lojmanları çok özlemişim. Ne güzel bir çocukluk geçti orada.
Biraz önce Itır'ın yılbaşı yaklaşırken ki hayallerini okudum da içim gitti. Aynen katılıyorum tüm hayellerine Itır'cım. Ne güzel yazmışsın. Bir de, 2.ciler olmadan biraz kaçamak yapmak lazım başbaşa.


Bu da defne kuzusu ile Bora keçisi:)

Burası da çocukluğumun geçtiği ev. En üstteki balkonlu evde oturduk yıllarca. Ve lojmanın bahçesinde ki portakal ağaçları. Bu ağaçlara da az tırmanmadık.

Bizimkiler ve Aslan amcam. Annem okul faaliyeti kapsamında yaprak topladı bol bol. Ayça'nın kızı Ceyla ile daha yeni tanışabildim. Rezalet:) Özlemişim Ayça'yı da:)
Bizim kuzu:)

Offf

Yazdım yazdım yazdım, yanlışlıkla hepsini sildim.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Bora

Bora tam 21 ay 12 günlük oldu. Bayaadır doktor kontrolüne götürmedik. En son su çiçeği aşısı yaptırdık. Onun da tarihini kaydetmeyi unuttum tüh. Napıyo bu aralar Bora;
Bir şımarmalar başladı çok komik. Durup durup böyle garip bi ses çıkarıyo, gülüyo, kendini kasıyo, sonra da herkes gülünce aynısını tekrar yapıyo.
Sonra kendi kendine kaydıraktan kayıyo.
Evde bulduğu leğen, ayakkabı kutusu gibi şeyleri ters çevirip üzerine çıkıyo ve yine gülüyo.
Hala yeni keşfettiği şeyler için aynanın karşısına koşup kendine bakıyo.
Başkalarının ayakkabılarına ayağını sokup çıkartıyo bir yandan da çekeceği alıp güya çekeceği kullanıyo.
Koşa koşa gelip bize sarılıyo.
Kumandadan televizyonu açıp kapatıyo.
Her haftasonu dedesiyle 1-1,5 saat parka gidiyo.
Aldığını %85 geri yerine koyuyo.
Birşeyleri döndürerek oynamaya bayılıyo.
Artık bardaktan su içiyo.
Hala kendi kendine kaşık kullanamıyo.
Veeeee hala ııııh dışında bişi demiyo.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Tatil 2

13 Eylül'le başlayan hafta, Tisan'dan sonra 2. tatilimizi Bodrum'da yaptık. Ortakent Yahşi'de, Vira's Otel'de kaldık. Otel güzel, ortam harikaydı. Tam bir huzurevi. Böyle çiçekli boneli teyzeler, bastonlu dedeler. Hepsiyle neredeyse arkadaş olduk. Maaşallah Bora sosyalliğinin doruğundaydı. Yanaşmadığı kimse kalmadı.

Ben böyle bir tatil yapmadım. Bir de ilk geçirdiğim yaz ne kadar yorulmuştum diyodum. Asıl yorgunluğu bu sene gördük. Bir kere uyku düzeni diye bişey kalmadı. Evde kendi kendine mışıl mışıl uyuyan çocuk birden cine döndü. Öğlen uyumamalar, gece 12'ye kadar ortalarda dolanmalar. Nöbetleşe nöbetleşe baktık Bora'ya. Pışpışa geri döndük. Kocamla bi başbaşa oturup bira içemedik nerdeyse yani.

Bu tatilde Bora'nın denizle arası düzeldi. Kendi kendine girmek istedi. Ama genelde benim kucağımda girmek istedi. Babasının kucağında biraz daha söylendi. Güzel güzel kumlarla filan oynadı. Başkalarının kovalarına, oyuncaklarına, toplarına sulandı. Huzurevi sakinleri dışında konaklayan 3-5 kişilik genç kız tayfasını kendine aşık etti, kızlar Bora'nın peşinde.

2 kere Bodrum'a da indik ama pek bişey anlamadık. Bora o kadar hiperaktif moddaydı ki pusetinde oturtunca çıldırıyodu. E indirince de o kalabalıkta bir o dükkana giriyo, bir buna. Zor oldu yani. Bu arada Bodrum'a indik, aaaa nasıl boş etraf, o sokaklarda nasıl az insan var. Dedik ki bu sene havalar bu tarafları vurdu sezon bi türlü açılamadı filan. Neyse genelde 8 dolmuşu ile iniyoduk, sonra 10 buçuk gibi dönmek üzere yola çıktığımızda bir baktık akın akın insan geliyor. Hıııııı tabiiiii. Millet biz dönerken dışarı çıkıyor artık müüüüüüüüüüüüü.:)

Peynirler.

Annemle deniz keyfimiz.

Bu bıyıklı amcayla tanıştırmak istedi babam beni. Çok sempatik birisiymiş Timur Amca. Tutturdu bıyıklarımdan tut diye.

Ortakent Belediyesi'nin 5. geleneksel halkoyunları festivali vardı şansımıza. Çok güzeldi. Bora da ortalarda koşturdu durdu.




Bora'nın 2. uçak yolculuğu. Giderken zor geçti. İnişte kulakları tıkandı çok ağladı ama dönüşte süt takviyesi ile tedbirimizi almıştık.

Arayı Kapatalım

Çoooook ara verdim cidden. Bu kadar ara verince insan ne anlatacağını da bilemiyor. Yaz bitti, sonbahar gelmeden kısa bir süre kış yaşadık sonra sonbahar geldi. Havalar çok garip. Tabi soğuktan ve havanın erken kararmasından dolayı da biraz eve tıkıldık. Resimler şu anda çok nostaljik geliyor gözüme. Bora'nın uzun saçlı hali mesela. Bir de Dikmen Vadisinde yaptığımız kahvaltılar.

Kıvırcık.

Bıcı bıcı yapmayı sevmiyorum ama suyla oynamaya bayılıyorum nasıl iş çözemedi bizimkiler:)

Ya annem kaydıraktan kaydırıcam diye beni, bi güzel, 2 seksen yere serildi. Bütün parktakiler güldü bize. Anne yaaaaaa. Rezil olduk.

Kahvaltı keyfimiz ooooohhhhh.

Talimat geldi İstanbul'dan fazla resim koyamıyorum. Ama ben bu çirkin Selin'i çok özledim.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Tisan Bir İki, Bir İki

Temmuz'un 26.sında yola çıktık. Bir de Yaris'le gitmeyi planlıyorduk. Mümkün değil sığmazmışız. Park yatak, puset ve mama sandalyesi zaten bagajı kapattı. Neyse, son zamanlarda yaptığımız tüm tatil yolculukları gibi bu yolculukta da yağmur yağdı. Bora yolda beklediğimden daha az terledi. Fazla uyumadı ama sesi de çıkmadı kuzumun. Arkada öylece yolculuk etti.

Bora faktörü hızımızı max.110 yaptığından Tisan'a 11 saatte gidebildik. Bi de 90 la Konya çıkışında ceza yedik ya. Bayaaaa sinir olduk. 3 şeritli bölünmüş yola şehir içi dediler 270 tl'yi yazdılar. Hız sınır 65'miş. Olacak şey değil.

Neyse Tisan'a varmadan bir de ev alışverişi yaptık. Bayaaa yorulduk ama değdi.


Bora, Kuzeylerde boyaları görünce aldı eline kalemi. O ne güzel kalem tutmak öyle. Bişeyler çizemiyo tabi ama kalemi güzel vuruyo sağa sola kağıda.


Umutlarla birlikte, Yiğit olarak anılmak isteyen Yiğit de geldi. Kuzey Yiğit'e Sakallı adını taktı.
Bu yazın hit cümlesi "Bora nerde?"ydi. Sürekli Bora'ya bu soruyu sorduk. O da kafasını başka tarafa çevirip tekrar bize bakınca hep bir ağızdan "Burdaymııııış" diye bağırdık.


Kuzey'le Bora pek oynamadılar. Aslında Kuzey Bora'yla ara sıra konuşma girişimlerinde bulundu ama cevap alamayınca vazgeçti:) Bir de hafif bir kıskanma durumları oldu. Kuzey çoooook büyümüş. "Aaaa kuzey bak kamyon." dedim, "O kamyon değil kamyonet." dedi. Sonra "Trombolinde zıpladık" dedi. 3 yaşında olur kendisi.



Coolum cool.


Neredeyse her gün denizde muz yedi Bora. Muz çıkınca ortaya hiç kımıldamadan oturuyodu. Yoksa tutmak mümkün değil.
Denizle arası pek iyi değildi. Deniz biraz soğuk olduğundan hep söylenerek girdi. Genelde yerden taş alıp denize attı. Suyun bileğini geçtiği yerlere pek yanaşmadı. Hatta denizin tam tersi taraflara gidip bizi de peşinden sürükledi. Çimlerde dolaşıp durdu.


Bu arada yine gözü enfeksiyon kaptı. Kafasını suya sokmamamıza rağmen. Rüzgardan bile kapabilirmiş. Antibiyotikli göz damlası ve antihistaminik göz damlası damlattık. Bu damlatta seansları çok sancılı geçti. Sanki iğne yapılıyo, nasıl ağladı her seferinde canım benim.
Bir de kendi oyuncakları olmasına rağmen hep başkalarının oyuncaklarına sulandı:)



Hergün ki evden çıkış halimiz. Yarım saat önceden kremlenip Bora'yı oturtuyoduk pusete.