29 Eylül 2011 Perşembe

Martıköy'de Balık Keyfi

Pazar günü Martıköy'de nefis bir gün geçirdik. Nilüfer Abla'nın harika soğan salatası ile babamın paluklarının tadı damağımda kaldı.

Bora yine hiçbirşey yemedi. Bu yememe durumu ne kadar devam edecek bilemiyorum ama insanın sinirleri bayaa yıpranıyor.

Yemek sonrası Bora'yla cherry domates toplama seansımız da çoook zevkliydi. Mis gibi tazecik domatesler, ben topladım sepete koydum, Bora boşalttı. Koca sepeti açgözlülük yapıp ağzına kadar doldurdum. Şimdi dolaptan gidip gelip çerez niyetine domates otlanıyorum.








Yazın son sıcak günleri de bitti artık. Sabahları çok serin oluyor Ankara. Ama onu da özlemişim. Tek sorun bu kış Bora'yı giydirip okula götürmek. Sıcak sıcak yatağından uyandırırken çok tatlı oluyo insan kıyamıyo. Bu yaşta başlıyorlar sabah erkenden evden çıkmaya.

13 Eylül 2011 Salı

Bora

Bak şu konuşana. Liste yapacak kadar oldu. Darısı liste yapamayacak kadar olacak günlere.



Anne---ınne baba---babaa


bora---boa hala---hava


merhaba---eyaba alo---uva,avu


babanne---bebe dede---bebe


annanne---nennene ateş---ateş


diş---diş kaka---aka


ege---ege idil---idiş


ada---aga gel---geeee


kalk---kaaah ver---veeee


al---aaaaa anahtar---anahtaaa


eve---eve işe---işe


git---citttş su---su


şu---şu süt---döüü


attı---attii düştü---üştüüü


bitti---bitii otur---otuuu


iki---eke üç---dööö


oha---uha çüş---cüşş


eşek---eşek abi---abi


dikkat---dikkat allah allah---avva avva


eyvah---eyvva ayfer-ayfe


Dahası aklıma gelmedi şimdi. Bunlardan az buçuk 2-3 kelimeli cümleler kuruyor. Boyu 103 santimdi en son bir-iki ay önce sanırım şimdi daha arttmıştır. Kilosu 16 kg. Artık büyük sınıfa geçti Bora. Yabi abi oldu abi cidden.


Bu aralar canımıza okuyo. Yemek yemiyo bi kere. Makarna yaparsa ne ala. Eskiden zorla ağzına tıkardım mecbur uerdi. Şimdi ağzından çıkarıyor. İşte kreşinde bunları var. Yeni yeni şeyler öğreniyor.


Bir de uyku problem. Gece cin gibi yatmak bilmiyor. İşte artık bunlar da bir dönem, geçer diye bekliyorum.


Ama öyle ballı ki balından tadından yenmiyor. Canına da okusa hepsi geçip gidiyor.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Ankara-Çanakkale-Ankara







Bu yaz, yazı getiremedik. Yiğit önceden Kazdağlarına rezervasyon yaptırınca bir kaç ertelemeden sonra (havaların ısınmasını bekledik) ufak çaplı bir Çanakkale turu yaptık.


Güzergahımız:Ankara-Bandırma (Nazo'yu aldık)-Güzelyalı-Assos-Bozcaada-Yeşilyurt- Eskişehir-Ankara


Güzelyalı'da Bora'yı denize sokamadık çünkü hem soğuk hem yosunlu hem de denizanalıydı. Deniz pek güzel olmasa da kaldığımız yer çok güzeldi.


Uzun zamandır amcamı görmemiştim. Hep beraber elma bahçemize gittik. Taze taze fasulye topladık.


Güzelyalı'da kaldığımız sürede Şehitliği de ziyaret ettik. Yiğit'ler ilk defa gidiyorlarmış. Ben de görmeyeli çok olmuştu. Gerçekten çok etkileyici ama 2,5 yaşında çocuğun peşinde koşmaktan tam da birşey anlayamadım. Hava da çok sıcaktı. Bir-iki gün Bora'nın ateşi çıkınca çocuğun başına güneş geçti sandık. Meğer yine hastalanmış. Yine antibiyotik kullandık. Bu sezonun son antibiyotiğiydi neyseki.






Güzelyalı'dan sonra Babanneyle, Halayı bırakıp Assos'a yola çıktık. Assos da deniz harika. Ama yine soğuk. Biz kadırga koyunda kaldık. Bir gece de limana gittik. Tabii bayıldım. Tam rakı-balıklık bir yermiş. İşte uzaktan izledik 2 tur atıp döndük:)

Ve Bozcaada... Bozcaada'ya aşık oldum resmen. Meydandaki kır kahvesinde oturduk harika yemekler yedik. Mantı ve gözleme ama çok lezzetliydi. Sonra şarap bağlarının arasında dolaştık. Nefis kumlu plajında denize girdik. Yiğiti arı soktu. Corvusun fabrikasında şarap tadıp 2-3 tane aldık. Gittiğimiz gün oranın pazarıymış. Köy pazarı diyip hevesle pazarı gezip 2 şeftali alıp çıktık. Sonra arabanın anahtarını kaybettik. Çilingir bulup kapıyı açıp içerdeki yedek anahtarla yola devam ettik. 1-2 ufak aksaklığa rağmen tadı damağımda kaldı. Çocuklar bir miktar büyüdükten sonra başbaşa gidilesi bir yermiş.


Bora ve yoga yapan kadın:)


Diğer bayıldığım yer de Kazdağları ve civarı. Nedense Kazdağlarını hep dev çamlarla kaplı bir yer olarak hayal etmiştim. Açıkçası ilk gittiğimde biraz hayal kırıklığı yaşadım. Kısa kısa açık yeşil bir görünütü. Ama sonradan oraya da bayıldım. Otelden de çok memnun kaldık. Minik bir havuzu vardı Bora da havuza bayıldı. Köyün içi yokuş aşağı yürüyerek 5 dakikalık yer. Orada da tam ortada bir kır kahvesi , yollar daracık arnavut kaldırımı . Zeytinler, zeytinyağları.


Yeşilyurt köyündekiler Zeus Altarı ve Hasanboğuldu'ya mutlaka gidin dediler. E bizde gittik.


Burası Zeus Altarı dağın tam anlamıyla başı. Bütün kıyı uçsuz bucaksız görünüyor. Fotoğraflardan tam anlaşılmasa da manzara çok güzeldi.


Çanakkale'de en son Hasanboğuldu. Şelale ve göle gittik. Buz gibi sulara nasıl girdi Bora anlamadım. Beş dakikada insanın ayakları acıyor soğuktan. Hasanboğuldu'nun da bir efsanesi varmış. Merak eden googlelasın.


Dönüşte bir de Eskişehir'e uğradık.


Beş dakkada Beşiktaş, beş günde Çanakkale. İşte böyle.

Tisan

Tisan tatilinden önce bu harika fotoğrafların sahibinden bahsetmek istiyorum. Canon 550d:) Media Markt'a 1000d almak için gittiğimizde arkamızdaki bir fotoğraf meraklısının kaş göz yapıp almayın almayın diye fısıldadığı kadar varmış. Satış görevlisi, "Canon canlı renkler, Nikon keskinlik" dediğinden midir nedir, renkler gözüme gerçekten bir başka canlı görünüyor. Yiğiti başarılı seçiminden dolayı kutlayıp, tatile ve Bora'nın son haline geçmek istiyorum.


Dedemle hamu oynamayı çok seviyorum. Aslında dedemle olsun da ne olursa olsun herşeyi çok seviyorum.



Eski Marmelatte, yeni Mutfak. Güzel olmuş. Bir pazar sabahı kahvaltısında ailecek.


İşte Tisan tatili. Maalesef son Tisan tatilimiz olabilir. Tisan Bora için harika bir tatil yeri. Çünkü denizi tertemiz ve sıcak. İçinde heryerde balıklar var, carettalar var. Bu gidişimizde yanlışlıkla ben her zamanki gibi Yiğiti yanlış yola sokup Adana tarafına saptırttım. Ama iyi ki de öyle yapmışım. Yol çok düzgünde nerdeyse tüm yol bölünmüş yoldu. Bayaaa hızlı bir şekilde vardık Tisan'a.


Bu tarz şeyleri iyice araştırmadan yapmamama rağmen bir gazla Bora'ya bezi çıkarttırmaya karar verip, yoldan 10 adet beyaz don aldık, markete uğradık vs. vs. 7 saatte evdeydik.


Aaaaa başta herşey iyi lazımlık da aldık. Bizimki ilk 2 gün tuvalete oturmaya filan hevesli. Sonra ilk yürüdüğünde yaptığımız hatayı yapıp, ilk kez tuvalete çişini yapınca alkışlamak gafletinde bulunduk. Bora bir inat yaptı. Tuvalete gitmiyor. Ortalara salıp sonra da çiş diyo. Ayyyyş diyo. Filan. Bu sefer hiç ilgilenmiyo taktiğini uygulamaya kalktık. Başta külot giydirirken, sonra habire külot yıkama derdinden kurtulmak hem de çocuk bi keşif olaylarına girsin bi farkına varsın diye külodu da attık. 7 gün ortalıkta cıbıldak dolaştırdık Bora'yı. Ne yazık ki bu durum hiç birşeyi değiştirmedi. Ama bayı bir keşifler yaptı yani. Neyse baktım ben bu ortam Bora'ya hiç yaramadı (eve gelince çişini yaptıktan sonra bi dahaki sefere tuvalete yapalım tamam mı diyen biz, deniz de olunca olsun oğlum yap bişey olmaz der olduk) eve dönelim ben evde kendim halledicem dedim. Sonuçta eve geldik ve halledemedim. Öğretmenimizin de Bora'nın henüz hazır olmadığını söylemesi ile (hemencecik:)) bezini geri takıverdim. Hiç yadırgamadı Bora bezi. Yahu peki ben tüm tatilde boşuna mı elimde çamaşır sulu bezlerle gezdim.
Neyse bu çişli muhabbet bu kadar yeter.

Huysuz Bora:)


Gülen Bora:)
Bu tatilde Bora denizi çok sevdi. Bol bol denize girdik kolluklara alıştık. Ayaklarımızı çırptık. Dubadan atladık. İskeleden denize taş attık. Babayı ve anneyi suya batırdık. E bol bol annenin ve babanın boynuna yapıştık. Bol bol sıkma yedik. (Ben Bora'yı da bahane edip hergün 1-2 sıkmayı götürdüm. Ama annemin yaptığı sıkmanın s'si olamaz ordaki. Anneeee sıkma yapsana bak yine canım çekti.)



Maymun Bora:)



Yakışıklı Bora:)

Tatilde Müjgan Hala, büyük babanne ve Nergis'de vardı. Müjgan Hala ve Bora arkadaş oldular. Bora havaaa, "havaaaa" diye dolandı ortalarda. Hava da "canııım" diye. Babanne maalesef ufak bir enfeksiyon geçirdi. O da bizden bir gün sonra dönmek zorunda kaldı Tisan'dan. Böylelikle sanırım Tisan defteri de kapanmış oldu. Tadı damağımızda kaldı.