3 Kasım 2009 Salı

Koca bir ay geçti, Kasım geldi.

3 gün sonra Bora 10 aylık oluyor. Ekim ayı da bitti. Bu ay Bora ile bol bol ayrı düştük. Tüm aile fertleri sırayla hasta olduk.

Bora tam bir cin oldu. Küçücük işaret parmağıyla bi sürü şeye dokuyo. Genellikle tekerlek türü döndürebileceği oyuncakları seviyor. İkea'dan aldığımız tahta oyuncağının en üst parçasıyla oynamayı da seviyor artık. Son bir kaç gündür o üst parçayı yerine takmaya çalışıyo ama hiç bi şekilde isabet ettiremeyip atıyor. Zaten bu ara eline aldığı şeyi iki döndürüp atma süreci geçiriyor.
Salonda yerde duran cdlerin olduğu sepet ayrıca ilgisini çekiyor. O cdleri de alıp alıp, evirip çevirip atıyor yere. Ayrıca bu ara elinden tutup evde dolaştırıyoruz. Aslında yürümeye daha çok var gibi duruyor ama hoşuna da gidiyo ayakta olmak. Zaten tek başına emeklemesine izin vermiyoruz çünkü gördüğü ilk yükseltiye tutunup ayağa kalkmak istiyor ve tabii hemen düşüyor.


Bora'nın tahta oyuncağı ve cd kutusu
2 hafta önce Yiğit'in bi kaç günlük soğuk algınlığının üstüne ben de hasta oldum. Bi gün evde yattım ve ertesi hafta GBOK toplantısı için Brüksel'e gittim. Geçen hafta döndüm. O ara 5 gün ayrı kaldım oğlumdan. Döndüğüm gece Bora ateşlendi. Beni bekliyormuş herhalde hasta olmak için. Zaten ne zamandır hastalıktan dolayı fazla mıncıklayamıyodum, bu sefer de o hastalandı ve daha onun hastalığı geçmeden ben hastalandım. Şu anda raporluyum, Evde yatıyorum grip teşhisi ile. Bu grip olayı hepimizi işkillendiriyor. (Belki de sadece beni). O yüzden iyice iyileşmeden kalkmak istemiyorum. Neyse doktor tamiflu verdi, baş dönmesi yaptı o da. Durum böyle olunca Bora ile yine ayrı düştük. Bi gece babannesinde kaldı. Bi kere ananesi baktı. Dün akşam geldi ama yine uzaktan uzaktan seviyorum.
Bir süredir doktora götürmedik ama Bora 11 kilo civarı oldu. 4 tane dişi var, üstteki ikisi kazma olmak üzere:) Kocaman 2 tane ayrık diş çoook tatlı. Karyolasını kemirip duruyor sincap. Hala çeşmeler sonuna kadar açık. Bıktık önlük takmaktan. Agu dışında değişik bağırtılar duyuyoruz ama elle tutulur bi hece çıkmıyo ağzından. Bir de ayakkabı olmuyo kuşuma. Ona aykkabı aldım Brükselden 21 numara olmadı yaaa. Boyu oluyo da tepesi sığmıyo ayağının. Noolucak böyle bakalım.
Annemle, Babam'ı ve Umut Amca'yı ziyarete gittik. Bunlar da hep yorgunlar ya.
Dedem beni görünce çok sevindi. Artık tam sıkıştırmalık oldum ben de.
Tam sımsıkı giyindim babanneme gidicem, babam kahvaltılık bişeyler verdi. Mmmmm leziz.
Gıdıklama babaaaaaaaaa:D
Annem kazma dişlerime bayılıyor.
Bu ay Ozan Abimin ofisine de gittim. Aman her taraf oyuncak dolu. Ama kırılacak cinsten. Haldun dedem kızmasın diye çok dikkatli evirdim çevirdim o bibloları. Baksanıza nası bakıyo öyle brrrrrrrrr.
Annem Komisyon binasında toplantıya katılmış. Bunları da hava olsun diye koymuş buraya, burası benim blogum bana ne.
Bu da son halim. Bu palto Babamınmış. 3 yaş civarı Dedem İngiltere'den almış. Babannem de saklamış. Şimdi de benim oldu hehe.

2 Ekim 2009 Cuma

Şeker Bayramı ve Diş Buğdayı

Şeker Bayramı - 20-22 Eylül 2009

Bu bayram annem eve misafir geleceği düşüncesindeydi. Bir akşam ben yattıktan sonra kakaolu ıslak kek ve peynirli tuzlular yaptı. İkisi de hazır undan yapılmaymış ama bayaa uğraştırmış annemi. Neyse sonuçta bayramda hiç kimse gelmedi:) Babam'da annemle dalga geçti " Ev de doldu taştı diye." :))



Bayram sabahı annem bayramlıklarımı giydirdi, sonra babannemi aldık evinden ve büyük annaneye doğru yola çıktık. (Bu bayram da dedemler burada olmadığından onları göremedik.)



Büyük ananeye ve babanneme gidince annem, kakaolu kekin bayram tatlısı için pek uygun olmadığını anlamış bulundu. Bu arada kalburabastıları da götürdü.




Büyük ananemin evi tam bayram eviydi. Bütün akrabalar ordaydı.















Halamı şimdiden çok özledim.






Dilara ablamla çok oynuyoruz.





Halacuğum.









Diş Buğdayı

Bora'nın diş buğdayı babannesinin girişimleri sonucunda bayramdan sonraki hafta yapıldı. Kayınvalidem, annem, Yiğit'in ananesi, Seher teyze, Nazan teyze, Belma yenge, Nezir dayı ve kuzenler gelmişlerdi. Ben ancak akşam 6 'da gidebildim. Aslında Bora'nın 3 dişi çıkmıştı bile. Neyse, Bora'nın önüne altın, kitap ve makas koyduk. Annem de kalem ekledi. Ve başladık beklemeye. Bizim ki bir eliyle kitabı diğeriyle makası tuttu. Biz de Bora'nın çok okuyup Prof. Dr. olacağı sonucuna vardık. (Peeeeh) Zaten akademik hayatının ilk kitabını da Özlem Hoca almıştı.

Bora'nın ilk kitabı.




























(Amaaaan bu resimleri yanlış yüklemişim, sayfa düzeni yapamıyorum. İdare edin artık.)

7 Eylül 2009 Pazartesi

Eylül ayı gelişmeleri...

Ekim geldi. Eylül'de Bora yine çok büyüdü. Artık 3 dişli. Üstten 2 diş çıktı fındık fındık. Değişik hareketler yapmaya da başladı. Geçen ay 3-4 gün ağzını şapırdattı, sonra bitti. Bi 2 haftadır da sallanmayı öğrenmiş, ayakta, otururken sallanıyo. Artık cin gibi. TV. açıkken önüne geçersek bizi itiyo kenara, bazen de kafasını uzatıyo görebilmek için. Yemek yemesi biraz daha zorlaştı. Katı yemek verince ağzında geveliyo da geveliyo. Yutana kadar bayaa vakit geçtiğinden hem sıkılıyo hem de yemek soğuyo.

Dedeciğim bu pozları senin için verdim. Zaten sen istemesen annemin bu ara blog yazacağı yoktu.

Bal gibiyim.

Rodi'yi çoooook sevdim. Beni çok güldürüyo.

8 aylık Bora videoları.




25 Ağustos 2009 Salı

Ramazan geldi

Bu sene Ramazan ağustos ayının sonlarına denk geldi. Yiğitler bir koşuşturmaca çalışıyorlar. Biz de iftar vakti bi ziyaret ettik Bursa Çam'ı.

Annemle babamı ve Umut Amca'yı ziyarete gittik.

Bora 7 buçuk aylık oldu. Dil çıkarmayı öğrendi. Hala agu-gugu- ve guuuu diyor. 2 gün önce kendi kendine oturdu. Emeklemesi daha güvenli oldu. (Ben de tepesinde emekliyorum ama olsun.) Hatta bu ara bir yerlere tutunup ayağa kalkmaya çalışıyor. Dün gece 3 te uyandı, odaya gittim. Bir baktım karanlıkta (zaten tam seçemiyorum) ayağa kalkmış karyolanın kenarına tutunuyor. Resmen korkudan içim titredi. Ama düşecek diye değil de (çünkü aşağıda duruyor yatağı) hiç beklemediğim bi görüntü olduğu için. Sanki hırsız gördüm. Bi garip korkuydu.

İşte oturdum.
Babamın ben doğduğumda aldığı arabaya ancak bindim.
Bora bir de ellerini çılgın gibi sallamaya başladı. Videolarda oturması, emeklemesi ve ellerini çırpması, tırmanma çalışmaları var.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

kaş-bozyazı-tisan

8-15 Ağustos 2009. Bu tatil, hayatımda geçirdiğim en yorucu tatil oldu. Tatil yorucu olurmuymuş demeyin, oluyormuş. Ama çok tatlıydı tatilimiz. Bora var tabii.


Cumartesi sabahı tintin, yarisimizle çıktık yola. Giderken 1,5 saat, dönerken 1 saat araba kulladım. Aman ne yorucu işmiş o öyle. Yiğit'i takdir ettim bayaaa. Bi de stresli. Esneyesim geliyo, Yiğit bi şey der diye yutuyorum, ıslık çalıp şarkıya eşlik ediyorum, "Yola konsantre ol" diyor. E haklı biraz. Zor işmiş uzun yol.

Neyse uzun yolun ardından vardık Kaş'a, Çukurbağ yarımadasına. Büyük hevesle yer ayırttığımız Blueline Hotel (a.k.a. Aquapark Hotel) tam bir fiyasko çıktı. Aslında otel güzeldi. Fakat bir yokuş, bir de rampaydı. Arnavut kaldırımlı dik yokuşlu yeri görünce orda Borayla sabah gezileri yapamayacağımızı anladım. Ve çıkmaya karar verdik. Parayı da yatırmış bulunduğumuzdan bir gece kalalım öyle çıkalım dedik. Otelde sanki minumum girdi ile bu işi nasıl kotarırız demişler gibi bir hava vardı. Eleman azdı, verdikleri bebek yatağı bir felaketti, odalar bi değişik boştu. Neyse o geceyi atlatıp ertesi sabah Hotel Phellos'a yerleştik.

Hotel Phellos çok daha ucuz ve güzeldi. 3 gün Phellos'ta kaldık. Sabahları 6'da kalktık. yaklaşık 1 saat 15 dakika Kaş'ta dolandık. (Bora uyuyana kadar) Bi Borayla ben, bi çöp arabası, bi taksici, bi polisler, bir askerler, bir de bi tane sarhoş varsı Kaş'da. İlginç bir deneyim oldu benim açımdan.

Bora'nın ilk deniz deneyimi Kaş Kamping'de oldu. Fazla sokamadık hemen ağladı. Sonra aynı gün otelin havuzuna soktuk. Buralarda çektiğimiz videolar maalesef silindi.
Kaş Kamping'de annemle.
Kaş Kamping'de babamla.
Şekerleme yapmaya bayılıyorum.
Ama asıl deniz macerası 2. gün Limanağzı'nda gerçekleşti. Aman, o ne ağlama. Minnoş soğuktan tabii, bas bas ağladı. Bizim de yapmadığımız maymunluk kalmadı. Sonradan yavaş yavaş alıştı. Suyun içinde sessiz sessiz durdu.
Tırtırtırtırtır bu ne ilginç bi alet.
Ama çok güzel uyku getiriyo.
Evdeki küvete hiç benzemiyo bu su. Tadı da bi değişik.Mmmmm.
Her zaman deniz sonrası keyfi yaparım.
Ya gıdıklama baba yaaaaa.
Köfte ekmek:)))
3.Günün de ardından sabah kalktığımızda nereye gidelim diye konuşurken "Mersin'e gidelim" dedim. 9 buçuk 10 gibi yola çıktık. (O yol da ne bitmez yoldur.) Sonunda akşam 6 da Anamur'u yarım saat geçmiştik.
Bozyazı diye bir yerde Jandarma yolu kapatmış. Yol çalışmaşı varmış, 2-3 saat açılmazmış. Daha da 2-3 saatlik yolumuz var. Napalım, napalım derken Bozyazı'da bir yerde kalmaya karar verdik.
Pelişin kofur ağacı ve Bora.
Babam benim.
Hotel Alinko bu tatilin bonusu oldu. Sonradan öğrendim ki meğer burası Özlem Hoca'nın kayınvalidesinin yazlığının olduğu siteymiş. Pelin'nin kafur ağacını gördük. Pelin, Japon çizgi filmlerini izleyip bu ağaca "kofur ağacı, kofur ağacı" diyormuş zaten. Sonradan Kafur ağacı olduğunu öğrendik. Anavatını Güney Çin ve Japonya olan bu ağacı gören bir Japon bile çok şaşırmış ağacın nasıl oraya geldiğine. (Ağaç çoooook büyüktü.)

Bozyazı da kamp kıvamındaki otelde kaldıktan sonra sabah kalvaltı yapmadan 7'de yola çıktık. 9 gibi Tisan'daydık. Sürpriiiiiiiz. Herkes uyuyordu, çok şaşırdılar tabi. Bir 3 gün de Tisan'da kaldık. Deniz bal gibi, sıcacık. Bora rahat rahat girdi çıktı. ben yine sabah gezmeleri yaptım. 6 civarı güneşin doğuşunu izledik Borayla.
Ayfer halamın midesi ağrıyodu. O mutlu, ben mutlu sıcak sıcak uyudum. Arkadaki de anneme benziyo gibi.
Özlem Hoca en zor tatilimi geçirdiğimi söyledi. Bundan sonra biberon steril et, mama hazırla vs. olmayacağı için daha rahat edermişim. (Sanmıyorum ya neyse:))

Sonuç olarak tam bir aile tatili geçirdik bu sene. Bora büyüyor. Sevgimiz her gün katlanıyor. Pötibör pötibör kokuyor, ağzımızın suyu akıyor.
P.S.: Çok uykum geldi, videoları ardarda yüklüyorum.

Bora 7 aylık oldu

Bu ay doktor kontrolümüz 6 Ağustos'da, tatilimizin hemen öncesindeydi. Bora yine üst sınırlarda dolaşıyor. Boyu 74 cm. Ağırlığı 9700 gr. olmuş. Kocaman bişey oldu. Yemek menüsüne fazladan bir de balık eklendi.

Az kaldı patlıcanlara binmeye.
6 ay dönüm noktasıydı ya 7. ayda da hızla ilerlemeler devam ediyor. Bayaaa emekliyor artık. Gerçi nerdeyse ben de onun tepesinde emekliyorum, koca kafasını yere çarmasın diye, ama olsun. Bu günlerde tv.nin önündeki cd sepetine doğru emekliyor sonra onu yanında bi bacağını altına alıp oturuyor. Sonra da bir eliyle yerden destek alırken diğer eliyle cdleri karıştırıyor. Tam oturma pozisyonunu almasına az kaldı sanırım. Yorulunca artık kendini göğüs üstü yere atmak yerine bir bacak altta, bir elden destekli oturur gibi yapıyor. Niyeyse bebeklerin önce oturup sonra emeklediğini sanırdım.

Napıyo bu amca bu iple anlamıyorum.

Bir de buram buram pötibör bisküvi kokuyor, ağzımın suyu akıyor. (Yediği pötibör bisküviden olduğuna inanıyorum) Bu yarım gün süt izni olayına alışmışım. Tam güne geçiş zor olacak. E büyüdükçe tatlılaşıyo da.

Diş durumu da son raddede. Çeşmeler sonuna kadar açık. Artık önlük de kafi gelmiyor.